18 Nisan 2014 Cuma

bırak dağınık kalsın . . .

Ben bitiririm. Yarım bırakamam. Yarım bıraksam bile her ne ise bir listede yerini alır ve mutlaka tamamlanır. Yarısında uyuya kalınmış bir film (ya da mesela www.turkcelltv.com.tr de izlemeye başlayıp görüntü kalitesi ve çeviri azizliği yüzünden tadını alamadığım The Hours'u yarım bıraktım geçenlerde.) o günlerdeki ruh halim için pek de hayırlı olmadığına kanaat getirilen kitaplar (depresif günlerin üzerine Sırça Fanus'ta Sylvia Plath'in sınırlarda gezen aklının içine girmek bana pek iyi gelmedi. Kitabı bıraktığımı pek havalı bir şekilde ilan ettim kendime ve dolaba kaldırdım. O akşam yatmadan önce kitabın son sayfasını okuyordum bir şekilde. Listelerde yerini alamadı yani.), gündelik koşturmaca ve sorumlulukların arasında ertelenmiş projeler (paris scrapbook-u bezgin  ama yaratıcı günleri bekliyor.), sürekliliği sekteye uğrayan alternatif yaklaşımlar (homeopathy ve fitoterapi sağlıklı günler sürerken gözden düşüveriyor. ne ayıp...), nasıl olsa yeniden taşınacağız diye düşünülüp açılmayan koliler, baharın gelişiyle uyanan sınav-teslim coşkusuna ve temposuna yenik düşen eğitimler (fotoğrafçılık temel eğitimin üstüne uygulama atölyesi konmadan olmayacak bu iş...) yarım kalabilir ama ben bir yolunu bulur maymun iştahı olmadığımı ispat ederim kendime...
Ama bugünlerde yarım (hatta %75) bırakmayı düşündüğüm bir şey var ki... İşte böylesini hiç yapmadım. Harcanmış onca emeğe ve her türlü aksiliğe ve mobbing-e direnen coşkuma rağmen, sosyal ve güç ilişkilerine dayanamadığım doktora çalışmamı yarım bırakmaktan bahsediyorum. Ben bu rekabetçi ve ucuz dünyanın bir parçası olamam. Bunu farkedeli çok oldu. Ama işte bir kaç yıl önce bile sırtımdaki bu küfeyi daha uzağa taşıyabilirmişim gibi geliyordu. Oysa şimdi küfeyle oraya yürümenin sadece bir iddiadan ibaret olduğunu düşünmeye başladım. Ben düşünmekten ve yazmaktan keyif alıyorum. Herhangi birinin düşündüklerim ve yazdıklarım hakkında yorumuna, desteğine ya da onayına ihtiyacım yok sonuçta... Bu yorumlar, bu destek ve onaylar aptal ünvanlar için gerekli belki. Ama benim o ünvanlarla da pek işim olmayacak zaten... Bunu bir teslimiyet gibi göremeyecek kadar da hırssızım (ve galiba yaşlıyım) işin kötüsü.
E o zaman bırakayım dağınık kalsın...

8 Nisan 2014 Salı

hepimizde yıldız tozu var aslında . . .

http://natgeotv.com/tr/cosmos-bir-uzay-seruveni
Kafamı küçük dünyamızın küçücük (!) meselelerinden kaldırıp büyük resmi görmek rahatlatıyor beni. Büyük derken ne ölçüde bir büyüklükten bahsettiğimi bilmemek daha doğrusu tahayyül edememek ise daha da ilaç oluyor depresif ruh halime.

geçmiş gelecek . . .

Zaman üzerine düşünmek yoruyor insanı. Geçmiş ayrı gelecek ayrı düşünce girdaplarına sürüklüyor beni. Geçmişi romantikleştiren ya da geleceği beklentilerle bezeyen bir değilim. Andan kaçarak geçmişe ya da geleceğe sığınan biri de değilim. Ama bu yine de bende coşku dolu carpe diem rüzgarları estirmiyor. Bazen ana ifadesiz çakılıveriyorum. Biraz duygusuz, ruhsuz ve yorgun bir çakılma bu hatta. Hayatı zorlaştıran her şey ama en çok da Türkiye artık (en azından bizim için) geçmiş olsun istiyorum.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...