27 Ocak 2014 Pazartesi

lysistrata testosteron'a karşı . . .

Aristophanes'e dil uzatacak değilim elbet. (Ya da ne bileyim bu cüreti göstermeme kim engel olabilir.) Konunun uzmanlarının söyleyeceği çok değerli şeyler vardır mutlaka ama ben bir kadın ve bir izleyici olarak neden rahatsızlık duyduğumu tespit etmeye çalışacağım. Çok erkek diliyle yazılmış bir kadın oyunu "Lysistrata: Kadınlar da Savaşırsa". Dünyanın gelip geçtiği savaş (ve hatta barış) hallerinde kadınların konumu düşünüldüğünde, bu iddialı ve kadınlığına(!) güvenen kadınlar komedisi insanın içini acıtıyor. Bırakın savaş hallerini barış hallerinde bile tecavüz edilen, şiddete maruz bırakılan kadınlar aklına düşerse insanın, değil yanımda oturan teyze gibi gevrek gevrek gülmek ufacık bir gülümseme bile insanı kendi kendinden soğutur gibi geliyor. Erkeklerin her repliği çok tanıdık bildik gündelik hayattan çekilip çıkarılmış hakaretlerken kadınların verdikleri karşılıklar sadece tiyatral olarak yorumlanabilir sanki. Tiyatro eleştirmenliğine öykündüğüm yok elbet. Ama ben bundan neredeyse 2500 yıl önce yazılmış bir oyunu bugüne taşıyacak olsam çağın gerçeklerinin sadece barış söyleminde değil kadın erkek ilişkilerinde de altını çizecek bir yol bulmaya çalışırdım gibi geliyor. Ya da bilmiyorum benim kaçırdığım derin bir alt metin vardır. Belki de ben de "günümde değildim". Oyunculuk için aynı hayal kırıklığından bahsedemem ama. Oyuncuların çoğu doyurucu bir performans gösteriyordu. Hatta oyuna katlanabilmemi sağlayan şey oyunculuktu diyebilirim.
Bu sezon tiyatro seçimlerim enteresan benzerlikler gösteriyor. Geçenlerde de uzun süredir kapalı gişe oynayan Testosteron'u izleme şansım oldu. Son derece önyargılı gittim oyuna. Maço bir dile dayanan popüler bir oyun seyredecektim. Belden aşağı espriler ve hakaretlerin yavanlığı ile rahatsız olacaktım. Falan filan... İlk sahnelerde fotoğrafım çekilse dudak bükmüş çıkardım. Fakat sonra metnin ilginçliği ve oyunculuğun gücüyle bütün önyargılarımdan silkelenip oyunun tadını çıkardım. Evet belki biyolojik indirgemeci bir yaklaşım hakim oyun dilinde. Hayvanlar aleminden örneklerle aslında kadın erkek ilişkilerinin rekabete dayalı doğasını hormonlarla açıklama eğilimi var. Hatta Lysistrata'daki kadın algısı bu metinde de göze çarpıyor. (Fettan, güvenilmez, dişiliği ön planda, çıkarcı, vesaire...) Ama yine de kendi içinde tutarlı ve eleştirel bir metin. Karakterler ve hikayenin sarmal yapısıyla da zengin. Oyuncular ise bence on numara :) Çok eğlendiğimi ve hatta çok güldüğümü söylemeliyim.
Demek ki bir oyunu beğenmem için benim düşüncelerimin aynası falan olmasına gerek yok. Farklı bir bakış açısını rahatsız etmeden izletebilmek önemli. Hepimiz aynı şekilde düşünmek zorunda değiliz biliyorum. Ancak farklı düşünceleri tolere edebilmem için bir ahlaki ve estetik alt sınırım var demek ki.
 

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...