8 Kasım 2012 Perşembe

kış günlüğü...

Yaşlanıyorum değil mi? 20'li yaşlarımda olsam 65 yaşındaki bir yazarın samimi yaşam muhasebesini okurken bu kadar ağlamaklı olmazdım herhalde. 'Kış Günlüğü'nün başı ve sonu yok. Anılar öyledir ya... Kronolojik yazıl(a)mazlar. Dağınıktırlar. Yaşam gibi... Derli toplu yaşam yoktur ki derli toplu anı setleri olsun... Ama bir duygu bir düşünce asılıdır o anılarda. Mesela aşk asılı Auster'ın anılarında. Bazen korku... Çokça da ölüm korkusu. Ve hep bir keder... Bütün güzel şeylere rağmen bir keder. Annenin, babanın, eski sevgililerinin, eski evlerinin, gençliğinin, toyluğunun, hatalarının, beceriksizliklerinin, cahilliklerinin mirası bir keder... En neşeli bir anıda bile 'çoook eskiden yaşandı' tadında bir keder...
Hafıza konusunda okuyorum ve yazıyorum bu günlerde bir yandan da. Ve işte kalkıp bu kitabı okuyuveriyorum bir nefeste. Okuduklarım anıların aslında depolanmadığını, her dile getirişte yeniden yeniden yazıldığını söylüyor. Okuyucusuna, dinleyicisine, bağlamına, vb. bağlı olarak yeniden yazarız anılarımızı diyorlar. Tutarlı, kendimizi görmek göstermek istediğimiz şekilde biçim veririz anılarımıza her anlatışımızda diyorlar. Bilemem...
Ama anladım ki yaş ilerledikçe hatırlamaya en çok keder eşlik ediyor...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...