28 Ağustos 2012 Salı

yapım aşamasında. . .


Annemlerin taşınması esnasında annemlerin gözden çıkardığı benim de atmaya kıyamadığım ve aslında bizim de ihtiyacını hissettiğimiz bir şifonyer vardı. Aile boyacımıza boyattık yeni bir yüz olsun diye. Ama çok geçmeden evin en küçüğü bir güzel karaladı çekmecelerden bir kaçını. Çıkaramadık da boyayı. Çekmeceler sunta sunta, astarsız ve raysız olduğu için aslında çok vazgeçilemeyecek bir mobilya değil..di. Son projeme kadar. Artık bu kullanışsız şifonyer bizim için çok önemli bir parça olarak devam edecek biyografisine. Çeşitli scrapbook'lar için sakladığım efemerayı (yeni çıkan DIY dergisindeki bir projeden hareketle) beyaz tutkal yardımıyla çekmecelerin üzerine uygulamaya başladık Boncuk'la. Bir çekmeceyi hallettik. Geriye kaldı 5 çekmece. Ama bittiğinde nasıl olacağına dair bir fikrimiz var artık. Süper olacak!

26 Ağustos 2012 Pazar

araf. . .

Yaz bitti sanki. Tempo kapıda. Ama ben bu haftasonu çanta hazırlıyorum. Üstelik 13 (yazı ile onüç. çok uzun tatiller yapmadığım belli oluyor mu?) günlük, 4 destinasyonluk, 2 çocuklu bir deniz tatili için. Destinasyonlardan biri, yurtdışı ve ada olunca ve arabayı ve bilimum bavul teskilatını bu yakada bırakıp sadece 2-3 gün için Sakız'a geçmeyi planlayınca bavul hazırlamak içinde (Özgür'ün tanımıyla) 'stratejik' kelimesinin geçtiği bir cümleye dönüştü. Ama işte bünyenin Eylül duygusuna yaptığı erken geçiş ve bavul hazırlama telaşı beni bir arafta bıraktı.
 

22 Ağustos 2012 Çarşamba

önüm arkam sağım solum hayvanlar . . .

video
Cancan yaklaşık 5 aydır hayvanlarla yatıp kalkıyor. Anlatılmaz yaşanır bir durum. Onun bu ilgisini kitaplarla, film ve belgesellerle, oyuncak hayvanlarla destekliyoruz. Saatlerini hayvan oyuncakları ile kurduğu oyunlara (evin bir köşesi savan, bir köşesi okyanus, diğer bir köşesi çöl) , hayvan konulu kitaplara (yukarıda bir geçit töreni hazırladım), hayvan konulu etkinliklere (hayvan boyama, hayvan çıkartması), onların isimlerini hecelemeye (de-e-ve-e! nasıl okunur?) ya da bilgisayarda yazımına (bütün bir kitaptaki hayvanların isimlerini bir word dosyasına yazdı. 30 punto, tam 9 sayfa tuttu yazdıkları...) ayırabiliyor ve dolayısıyla ayırabiliyoruz :)
Çocuklarla öğrenmek ne güzel!

1 Ağustos 2012 Çarşamba

kırpık kitaplar...

Daha önce de bahsetmişim bu ilgimden. Her gün, her ay, her yıl ufak tefek taşları üstüste koyarak ilerliyorum bu konuda. Günlük yaşam pratiklerimi ve hobilerimi bir araya getirebildiği için seviyorum 'scrapbooking'i. Üstelik bir nevi akademik olarak da peşine düşmüş bulunuyorum bu konunun. Biriktiriyorum ve biriktirdiğim şeyleri hayatıma katabilmeyi seviyorum saklamayı değil. Düzenli bir insanım. Tasarım yapmak sadece pratik olarak değil, (diyelim ki çocuk uyuturken) düşünsel olarak da beni mutlu ediyor. Kağıdı ve kağıt işini seviyorum. Doktora tezimi biriktirme pratiği üzerine yazıyorum. Bir bölüm yerli diziye ya da facebook'a ayıracağım vakti, esin peşinde bir dolu tasarım blogunu gezerek harcayamayı tercih edebiliyorum. Ve hatta çocuklarımı, özellikle faaliyet kuşu Boncuk'umu da bu işin içine katabiliyorum. Şimdi böyle yazınca evin her tarafı scrapbook doluymuş gibi oldu. Ama dedim ya iki çocuklu, doktoralı bir hayatta taşlar pek küçük tefek üstüsüte konulabiliyor.
Bu daha önce bahsettiğim kırpık kitap.
Amsterdam tatili öncesi, oradan beraberimizde getireceğimiz kırpıkları düşününce uzuuun bir süredir takip ettiğim Ali Edwards'tan 'Scrapbook on the Road' online eğitimini almanın tam zamanı olduğunu farkettim. İlk başta bu tip eğitimler saçma geliyordu açıkçası. Grafik işinden anlarım ve bir scrapbook sayfasının fotografını bile dikkatlice incelemek bir tekniği çözmek için yeterli olabilir bazen diye düşünürüm. Ama bir işi bir profesyonelden dinlemek, kendini planlamak, malzemelerini toparlamak ve herşeyden önemlisi işin felsefesini kavrayabilmek için 'Eğitim şart!' :)
Sonuçta bu eğitim gerçekten yaratıcı teknikler ve yaklaşımlarla olaya bakışımı değiştirdi. 'Yaşasın mükemmel olmamak!' (Hurray for Imperfection!') ise benim için çok önemli bir motto oldu diyebilirim. Sonuçta ortaya ne mi çıktı? İşte bunlar...
bu 10 küçük Amsterdam fotoğrafını Feriköy Bit Pazarı'nda buldum.







ağustos...

Hoşgeldi! Verdiğim depresif ara tatil, coşku ve hayata dair uçarı düşüncelerle devam edince kendimi gayet iyi hissediyordum ki... İşte kendimize tanıdığımız sürenin sonuna geldik sayın seyirciler. Teoriye bağlayacak olsam 'Mevsimlerin geçiş evresi' derdim Ağustos'a. Öncesi farklı sonrası farklı bir fikri durum yaratır insanda ya Ağustos. Yaz bitmektedir. Tembellik yetmektedir. Eylül tüm koşturmacası ve coşkusu ve de çalışkanlığı ile kapıdadır. Falan filan.
Sonuçta başladım bugün çalışmaya. 'Ağustos başında çalışmaya başlıyorum!' meselesi öyle çökmüştü ki boğazıma yaptığım her uçarılık ve tembellik bir nevi batıyordu bana. 'Ne olur bunu bir pazar akşamı sendromuna dönüştürme!' dedi Özgür geçen akşam ve ben bu benzetmenin yalınlığı ile kendime geldim.

kabus?

Bir kabustan uyanabilirsiniz. Ama bu bir kabus değil ve bu kadar gerçek olması hakkında birşeyler karalamayı çok ama çok güçleştiriyor. Filmin adı Darwin'in Kabusu. Yapımından yıllar sonra MUBI sayesinde izleyebildiğim bir belgesel. Yapmacık bir acıma duygusuna izin vermeyecek ölçüde 'hepimiz bunun bir parçasıyız. hepimiz bundan sorumluyuz!' dedirten gerçeklikte ve yalınlıkta. Küresel sermaye işin büyük patronu elbette. Ama dünya üzerindeki bütün tüketiciler de bu senaryonun bir parçası. Kaçacak delik, parmakla gösterecek büyüklükte bir suçlu aramadan önce ne yediğimize, ne giydiğimize, ne tükettiğimize yabancılaşmadan yaşamayı öğrenmeliyiz.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...