18 Ocak 2012 Çarşamba

rehab . . .

Kafamın içi kelimeler, kavramlar, cümleler, kuramlar ile dolu. Artık sıradan bir cümleyi bile kurmakta zorluk çekiyorum. Çünkü kafamda bir uğultu halinde o kadar çok veri var ki, anlamlı birşeyler söyleyebilmem için en azından bazılarının susması gerekiyor artık. Çok şizofrenik duyuluyor biliyorum, ama aynı süreçten geçenler bunun çok normal olduğunu söylüyor. PhD burnout deniyormuş buna. Yanıp kül olmak için biraz erken belki ama durum bu...
Her gece bir rehabilitasyon projesi uyduruyorum kendime. Ya bloglar arasında kayboluyorum, ya etsy'de geziniyorum, ya House seyrediyorum ya da zaten Cancan'ın yanında sızmış oluyorum. Bu gece bir değişiklik yaptım ve Chopin'e takıldım. Döndüre döndüre dinledim de dinledim. 39 yaşında göçüp giden bu üstün yeteneğe bir daha tutuldum. Kızımı Chopin çalarken hayal ettim.
Çoook iyi geldi...

16 Ocak 2012 Pazartesi

12 Ocak 2012 Perşembe

boncuk'un boncuk boncuk gözyaşları...

Filmlerdeki, dizlerdeki ve kitaplardaki gibi arkadaşlıkların gerçek hayatta karşılığının olmayabileceğini farketmek için daha çok küçük aslında. Ama dışarıda hayat evde öğrenmediği kadar rekabetçi ve acımasız. Onun için, onun ölçeğinde bile. Gösteriş, ispiyon, kıskançlık çocuklara, çocukluğa ne kadar da yakışmayan kelimeler ve ne kadar da çok çocuk bu illetlere erken yaşda bulaşmış gibi görünüyor.

can çocuk. . .

Dedim ya kendini çok güzel oyalıyor diye... İşte ispatı...

11 Ocak 2012 Çarşamba

iki ay...

Yok yok henüz yazabilecek durumda degilim. 15 gün kaldı. Geriye sayıyorum.
İki ay olmuş. Oğlumun 3. yaş doğum gününü, ilk tiyatro deneyimini, üstüste gelen hastalıkları, yoğun yılbaşı hazırlıklarını, yılbaşından bir hafta önce nenemizi kaybedişimizi ve sonrasında buruk geçen yılbaşını, sonra dostlarla kutlanan gecikmeli yılbaşı partimizi, oğlumun incilerini, kızımın konservatuar günlerini, arasında kaybolduğum kuramları ve kitapları, yıllar sonra doktora sayesinde bulduğum sıkıcı entellektüel düşüncelerimi bile paylaşabildiğim arkadaşlarımı, vesaire vesaire yazamadım işte...

(Oğlumun incileri, öyle araya sıkıştırılmış bir ifade olarak kalmasın istiyorum. İnanılmaz bir ifade yeteneği var kuzunun. Duyduğu her türlü kelimeyi ve ifadeyi bizi her seferinde daha çok şaşırtacak şekilde doğru ve yerinde kullanıyor.
Yıllar önce daha ortada çoluk çocuk yokken izlediğimiz bir filmden esinlendiğimizi bir akşam yemeği ritüelimiz var. Herkes birbirine günün en güzel ve en kötü şeyini soruyor, Boncuk da genelde bu sohbetin moderatörü oluyor. 2-3 aydır, ara ara Cancan'ı da yokluyoruz. Komik komik yanıtlar veriyor, oyunun bir parçası olabildiği için de şımarıyor birazcık :) Dün akşam masada, kendi başına bu ritüeli başlatmak istedi herhalde. Heyecan içinde günün sorularını önce ablasına sordu. Yanıtlarını alınca bu defa babasına döndü ama soracaklarını toparlayamamış olacak ki, telaşla bana dönüp 'Ne diyodum ben?' dedi.
Arabalar hala vazgeçilmezi. Bez konusunda biraz başına buyruk. Zamanının gelmesini bekliyorum. Ama sebatla gece gündüz tuvalete taşıyorum. Okul konusuna hala itiraz ediyor. Ama çizgi filmlerdeki okul sahnelerinde ben yine sebatla konuyu açıyor ve onu motive etmeye çalışıyorum. Her hafta bir etkinlik planım yeterlilik temposuyla örtüşmeyince devam etmedi. Cancan da bu işe çok sevindi :) Evi çok seviyor. Zaten evden de çok çıkmıyor/çıkaramıyorum. Bahara açığı kapatmayı umuyoruzm. Hayal gücü çok kuvvetli. Kendi başına oyun kurma ve oyalanma konusunda bizi kendine hayran bırakıyor.)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...