26 Ekim 2011 Çarşamba

hipergerçeklik. . .

Bu günler öyle günler işte. Felç olmuş duygularla ekrana kilitlenerek, yeni bir gerçekliğin kara deliğinde kayboluyor, gerçeklikten bir o kadar kopuyor insanlar. Ekran patron. O duyguları yönetiyor. Ağlatıyor, öfkelendiriyor, vicdana getiiriyor, küfrettiriyor, dua ettiriyor, umut pompalıyor, korku aşılıyor. Orada bir köy var uzakta'da yaşananlar ekran sayesinde yeni bir gerçekliğe dönüşüveriyor. Sonra hep birlikte o gerçekliği yeniden varediyor, birer aktör olarak o gerçekliğin parçası oluveriyoruz. Karışık biliyorum. Ama çok güçlü felsefi bir yaklaşım bu ve bugünlerde her türlü ana akım medyadan uzak olmama rağmen yaşadıklarım ve hissettiklerimle aklıma düşüp duruyor.
Acıyı döndürüp döndürüp izlemeden de hissedebiliyorum. Yıkıntılar arasındaki acılı yüzlerin eşlik ettiği listeleri okumadan da nelere ihtiyaç duyulabileceğini biliyorum. Bunlar insanlık refleksidir. Medyanın salyaları olmadan da, harekete geçilebilir yani...
Paketlerimizi hazırladık.

10 Ekim 2011 Pazartesi

ben can olayım sen anne ol!

Cancan'ın en sevdiği oyun - ki artık oyun değil sadece bir replik olarak kaldı - bu. Rol değiştirmece. İlk karşılaştığı kişi ile de benimle de en çok sarfettiği replik bu. "Sen Can ol, ben ... olayım." Boynunu hafif yana kırıp, ışıltılı bir gülümseme ile söylüyor bunu. O anda değil rol değiştirmece oyunu oynamak, ne istese sorgusuz sualsiz yapıveresigeliyor insanın.
Bugün yuva kapısında titreyerek ağladı. Kapıp alıverdiler içeriye. Geçen hafta sezonun ilk hastalığı ile kesilen yuvaya alışma sürecine, sert bir yeniden-giriş yapılmış oldu böylece. Tekrar ederek, istikrarlı olarak kabul ettirme modeli eğitim anlayışını artılarını eksilerini, zorunluluklarını keyfiliklerini düşündüm. Ben öyle kolayca yüreği dağlanan bir anne değilim. Buna rağmen ben bile "Ne gerek vardı şimdi buna?" diye kısa bir sorgulamaya tuttum kendimi. Evet bu işin hesabını da çok uzun süredir yapıyordum doğrusu ama yine de kısa bir tereddüt yaşadım işte... Hem yuvaya başlatma kararımızı, hem de "1-2 gün ağlar sonra alışır" modelini kabul edişimizi sorguladım.
Sonuçta onu almaya gittiğimde ve elinde bir kaç araba ile karşıma neşe ile dikildiğinde, geriye kalan bir anne olarak herşeyi dramatize etme yeteneğimden başka birşey değildi:)

7 Ekim 2011 Cuma

ben annemi özledim . . .

Kardeşime, yiğenime ve çocuklarıma 'Hiçbiriniz yokken ben vardım!' şımarıklığı yaparım.
Aslında kimse yokken o vardı ya benim hayatımda odur söylemek istediğim.
Annem tatilde. Kışın boğuculuğu ve telaşı için güç topluyor.
Daha kalsa oralarda sadece mutlu olurum, daha çok dinlenecek, daha çok eğlenecek, daha az yorulacak ve daha az sıkılacak diye... Ama dönüyor işte :) Yaşasın !

5 Ekim 2011 Çarşamba

putumayo. . .

Çok neşeli bir albüm çoook. Mayıs ayından beri döndürüp duruyuz. Seyahatlerde de, ev partilerimizde de vazgeçilmez oldu. İllüstrasyonlar çok renkli ve esprili. Serinin diğer albümlerinin de peşindeyim. Tahminimin aksine Rumba Flemenco çocukları çok yakalayan bir albüm değil. Gerçi Putumayo Kids serisinden değil ama türü itibarı ile çocukların da eğlenebileceği bir albüm olacağını ummuştum. Evet ritmik ve neşeli bir albüm. Ama tek bir parça (Que Pena) haricinde, Jazz Playground gibi çocukların hafızasına kazınan bir albüm olmadı.
Bu da seriden elimize geçen ilk albüm. Daha çolu çocuk yokken dinlemeye başladığımız, Boncuk'un hala 'Komik şarkııı!' diye coşkuyla karşıladığı açılış parçasıyla beraber Lhasa'nın Los Peces'ine da ilk hasıl olduğumuz albümdür bu.
Sonbahar hala güneşli ve sıcak seyrediyor. Ama sırası gelmişken önümüzdeki yağmurlu günler için şu albümü de not edip kaçayım...

3 Ekim 2011 Pazartesi

şimdi okullu olduk. . .

Cancan da artık okullu. Bugün ilk yarım günümüzü geçirdik. Geçirdik diyorum çünkü ben de onunla beraberdim. Dışarıda oyun parkında herşey yolundaydı. Hatta sınıfa geçtiklerinde de keyfi yerinde gibiydi. Ben bahçede kitabıma gömüldüm. Ama sabah erken ve yetersiz kahvaltı edince ve erken bir satte acıkınca ve biraz da uykusu bastırınca beni aranmaya başladı. Öğle yemeğinde de arkadaşalarına katılmadı. Tuvalet eğitiminde de olduğu gibi okula adaptasyon konusunda da Boncuk kadar hızlı gelişme kaydedemeyeceğiz sanırım.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...