21 Eylül 2011 Çarşamba

kadın...

Okumalar devam ediyor. Nasıl ki alkol için 'şişede durduğu gibi durmaz!' derler, okuduklarım da aynı şekilde kitapta yazdığı gibi durmuyor. Yoğruluyor, hayata bulaşıyor, anıları silkeliyor, tüm bilgi ve deneyimlerimi sınayıp duruyorlar. Feminist Antropoloji öyle çok iddialı bir başlık gibi görünse de aslında kız evlat, eş, anne, vb. olma durumunu sorgulayan bir çok kadın için anlaşılır meselelere odaklanıyor. Önce kız evlat, sonra eş, sonra anne olarak kadınlık biyolojik gerekçelere dayandırılarak açıklanmaya çalışılmış, çalışılıyor, çalışılacaktır elbet. Sonuçta doğuran kadın olduğu müddetçe bu açıklamaları elinizin tersiyle itmeniz mümkün değil. Ancak ne olursa olsun toplumun doğurganlık açıklaması arkasına gizlenerek kadına sürekli dayattıklarını sorgulamak da gerekiyor. İşte bir çok kadın sosyal bilimci neredeyse 100 yıldır bu konuyu sorguluyor, tartışıyor. Koskoca insanlık tarihinde sadece 100 yıl...
Margaret Mead bu süreçte çok ilginç bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Üç 'ilkel' toplulukta cinsiyet ve mizaçları karşılaştırarak Batılı toplumlarda kadına atfedilen özellikleri gösteren erkeklerden ve erkeklere atfedilen özellikleri gösteren kadınlardan bahsediyor örneğin... Feminen erkekler ve maço kadınlar bahsettikleri. Eşcinsel olmayan, aile ve toplum hayatında bizim alışageldiğimizin tam tersine yükümlülükleri olan kadınlar ve erkekler. Bebeklerine bakan babalar, avlanmaya giden anneler gibi...
Ya da ergenlik dönemine giren kız çocuklarına yine Batı'da atfedilen özelliklerin ne kadar biyolojik ne kadar toplumsal olduğunu sorgulamak için araştırma yapıyor. Sorunlu ergen kız fenomeninin sadece hormonlarla değil toplumsal dayatma ile de açıklanabileceğini gösteriyor bir şekilde... Toplumun bu 'kadınlığa geçiş' meselesini ne denli dramatize ettiği ve gençkızlara ne yükümlülükler dayattığı konusu hasır altı edilirken hormonlarımız her gün gözümüze gözümüze sokuluyor. Yani her ay bir döngü yaşayan bir kadın bütün gerginliği hormonlarla açıklanarak yaşanan herşeye son derece bilimsel bir zemin hazırlanmış oluyor. Toplum temize çıkıyor. Oysa adet görmeye 'kirlenmek' ya da tamamen sağlık belirtisi olan bu süreci 'hastalanmak' diye tanımlayan bir toplum ne denli temiz olabilir?
Dedim ya okuduklarım kitapta durduğu gibi durmuyor. Seyircisiz izleme cezası verilen maça kadın ve çocuklar alınıyor, tecavüz dizileri çok tutuluyor, her gün bir kadın yaralanıyor ya da öldürülüyor, çocuk doğurduktan sonra iş hayatını bırakan ya da çocuk doğurmak istemeyen kadın sayısı artıyor, vesaire vesaire...

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...