27 Eylül 2011 Salı

sonbahar. . .

Yorganları çıkarmak gerek...
Boncuk konservatuarda ilk piyano dersini aldı. Kocaman kuyruklu bir piyanoda hem de... Gözleri ışıl ışıldı. Her odasından farklı bir enstrüman ve insan sesi yükselen o köhne binada, güleryüzlü ve sıcak piyano öğretmeni ile tanıştık. Ardından ilk solfej dersine girdi. 7-13 yaş arası bir dolu çocukla saat 18:00-19:30 arasında aralıksız 1.5 saatlik dersin sonunda yorgun ve bitkin olmaktan çok heyecanlı ve coşkuluydu. Gözlerinde yeni olana duyduğu merak ve iddia okunuyordu.
Evde küçük bir boya tadilatı yapmak gerekiyor. Malzemeleri aldık. Kendimiz yapacağız. 1 top da biryerlerden kalmış bir duvar kağıdı var. Acaba bir cesaret onu da küçük bir alanda denesek mi?
Piyano almamız gerekecek. Isı değişiklikleri gibi konulara dikkat ederek yerleştirmek gerekiyormuş. Dolayısıyla salon düzenlemesi biraz değişebilir. Hmmm... Yaşasın dekorasyon değişikliği :)
Can haftaya okullu oluyor. Haftada üç yarım gün ile başlıyor uzuuuun soluklu eğitim hayatına. Boncuk'un ilk gittigi yuvada karar kıldık yine. Daha sonra yaz okulları ile ilişkimizin devam ettiği bir kurum olduğu için hem güvenimiz tam, hem de eve 5 dakika yürme mesafesinde olduğu için lojistik olarak akıllıca bir seçim diye düşünüyoruz. Tanışma ziyaretlerinde öyle uyumluydu ki kuzu. Hatta 'Beni bırak, sen git! Ben burda kalıcam!' bile dedi. İlk hafta yine de bahçede beklerim diye düşünüyorum. Boncuk da yaşadığımız tereddütlerin hiçbirini yaşamayacağız muhtemelen. Deneyim böyle birşey işte...
Balkondaki masayı mutfağa geri aldım. Artık sabah kahvaltıları mutfakta ve sabah telaşı ile biraz hızlıca.
Yeterlilik çalışma programı iyi işleyecekmiş gibi görünüyor. 3 arkadaş bu işin altından en bunalımsız çıkma yolları üzerinde oldukça kafa patlatıyoruz.
Boncuk daha 2 yaşını doldurmuşken, toy ve heyecanlı anne olarak onu tiyatrolara, sinemalara ve farklı etkinliklere taşımaya başlamıştım. Can da daha ağırdan alıyoruz herşeyi. Ama sezonun başlamasıyla beraber 'acaba tiyatroyu keşfetme vakti midir?' diye düşünmeye başladım.
Bunun yanında hala ama hala hobi kitapları almaya devam. Çok romantiğim çoook :-) Olsun. Evdeki parça pinçik kağıtlara bile hayat verebilecek bu muhteşem fikirler yine Japon geleneksel sanatlarından... Ah zaman olsa...

21 Eylül 2011 Çarşamba

kadın...

Okumalar devam ediyor. Nasıl ki alkol için 'şişede durduğu gibi durmaz!' derler, okuduklarım da aynı şekilde kitapta yazdığı gibi durmuyor. Yoğruluyor, hayata bulaşıyor, anıları silkeliyor, tüm bilgi ve deneyimlerimi sınayıp duruyorlar. Feminist Antropoloji öyle çok iddialı bir başlık gibi görünse de aslında kız evlat, eş, anne, vb. olma durumunu sorgulayan bir çok kadın için anlaşılır meselelere odaklanıyor. Önce kız evlat, sonra eş, sonra anne olarak kadınlık biyolojik gerekçelere dayandırılarak açıklanmaya çalışılmış, çalışılıyor, çalışılacaktır elbet. Sonuçta doğuran kadın olduğu müddetçe bu açıklamaları elinizin tersiyle itmeniz mümkün değil. Ancak ne olursa olsun toplumun doğurganlık açıklaması arkasına gizlenerek kadına sürekli dayattıklarını sorgulamak da gerekiyor. İşte bir çok kadın sosyal bilimci neredeyse 100 yıldır bu konuyu sorguluyor, tartışıyor. Koskoca insanlık tarihinde sadece 100 yıl...
Margaret Mead bu süreçte çok ilginç bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Üç 'ilkel' toplulukta cinsiyet ve mizaçları karşılaştırarak Batılı toplumlarda kadına atfedilen özellikleri gösteren erkeklerden ve erkeklere atfedilen özellikleri gösteren kadınlardan bahsediyor örneğin... Feminen erkekler ve maço kadınlar bahsettikleri. Eşcinsel olmayan, aile ve toplum hayatında bizim alışageldiğimizin tam tersine yükümlülükleri olan kadınlar ve erkekler. Bebeklerine bakan babalar, avlanmaya giden anneler gibi...
Ya da ergenlik dönemine giren kız çocuklarına yine Batı'da atfedilen özelliklerin ne kadar biyolojik ne kadar toplumsal olduğunu sorgulamak için araştırma yapıyor. Sorunlu ergen kız fenomeninin sadece hormonlarla değil toplumsal dayatma ile de açıklanabileceğini gösteriyor bir şekilde... Toplumun bu 'kadınlığa geçiş' meselesini ne denli dramatize ettiği ve gençkızlara ne yükümlülükler dayattığı konusu hasır altı edilirken hormonlarımız her gün gözümüze gözümüze sokuluyor. Yani her ay bir döngü yaşayan bir kadın bütün gerginliği hormonlarla açıklanarak yaşanan herşeye son derece bilimsel bir zemin hazırlanmış oluyor. Toplum temize çıkıyor. Oysa adet görmeye 'kirlenmek' ya da tamamen sağlık belirtisi olan bu süreci 'hastalanmak' diye tanımlayan bir toplum ne denli temiz olabilir?
Dedim ya okuduklarım kitapta durduğu gibi durmuyor. Seyircisiz izleme cezası verilen maça kadın ve çocuklar alınıyor, tecavüz dizileri çok tutuluyor, her gün bir kadın yaralanıyor ya da öldürülüyor, çocuk doğurduktan sonra iş hayatını bırakan ya da çocuk doğurmak istemeyen kadın sayısı artıyor, vesaire vesaire...

11 Eylül 2011 Pazar

ortodonti. . .

Bir süredir gündemimizde olan bir konuda nihayet gelişme kaydetme aşamasındayız. 4 yaşındayken ilk dolgusunu yaptıran ve dolayısıyla yaklaşık olarak 4.5 yıldır dişçi koltuğuna alışık olan Boncuk'un en son kontrolleri Kadıköy Belediye'sinin Çocuk Diş Poliklinik'i tarafından yapılıyordu. Ön dişlerinde başlayan ve allerjik bronşit inhaler tedavisi nedeniyle ilerleyen çürüklerle başladı serüvenimiz. İlk kontrolü yapan pedodontist, süt dişlerindeki çürüklere bile gelecek olan yeni dişlerinn sağlığını etkilediği için müdahale edilmesi gerektiğini söylemişti. Biz de hiç aksatmadan diş tedavilerini yaptırdık. Yaklaşık 7-8 dolgu ve 1-2 ampütasyon (çocuk kanal tedavisi denilebilir sanırım) ile defteri kapatmıştık ki, ön dişlerin büyüklüğü nedeniyle kendine yer bulamayan köpek dişlerinin bir ortodontik tedaviyi zorunlu kıldığı konusunda uyarıldık. Bu defa ortodontik tedavi için fiyat ve yer arayışına başladık. Çok pahalı bir tedavi olduğunu öğrenince bu konuda en iyi olduğunu duyduğumuz Çapa'nın yolunu tuttuk. Ancak orada da durum pek içaçıcı değildi. Hergün 100'lerce çocuğun başvurduğu Çapa Çocuk Ortodonti Bölümü bize yaklaşık olarak 5 yıl sonraya gün verdi. Daha önce gördüğümüz bazı ortodontistler 8.5 yaşındaki Boncuk'un 2-3 yıl daha bekleyebileceğini söylemişti. Buradaki hoca ise beklememiz halinde ileride bir seri cerrahi müdahalenin gerekeceğini, dolayısıyla tedaviye hemen başlamak gerektiğini söyledi. Allerjik Bronşit nedeniyle nefes alma güçlükleri ile çene yapısı etkilenen Boncuk için böylece karar verilmiş oldu. Şimdi Çapa'daki hoca'nın özel hastası olarak tedavimiz başlıyor. Umarım kısa ve sorunsuz bir tedavi olur...

8 Eylül 2011 Perşembe

ses birki...

adele



Bu yaz nefis seslerle geçti... Bu kızlarla arkadaşlığımız uzun süreceğe benzer...

3 Eylül 2011 Cumartesi

yeni dizim..

House değişmez dizimdi. Konusu çokca antropolojik öğe barındırdığı için okuduklarımla ve düşündüklerimle paralellikler kurmak çok iyi geliyordu.

Bir süre önce Özgür 'Fringe'i getirdi. Fırsat bulup başlayamamıştık. Tatili fırsat bilip başladık. Üstüste 3-4 bölüm seyrederek geceleri uzatıyor da uzatıyoruz. Yorgunluk artıyor ama ikimiz de bilgisayar oyunları, heyecanlı filmler ve dizilerle amaçsız ve gereksiz zaman geçirmeyeli öyle çok zaman oldu ki... Özlemişiz. Bugün Boncuk teyzesindeydi. Cancan'ın öğlen uykusunu fırsat bilip bu defa gündüz yaptık aynı şeyi.

bazen...

Bazen o çok şey yapmak isteyen ben gidiyor, yerine hiç ama hiç kımıldamadan birşeyler okuyarak ya da izleyerek saatlerini ve günlerini geçirmek isteyen biri geliyor. Öyle yorgunum ki... Sorumluluklarımın tamamından azad edilmek istiyorum. Ev, çocuklar, okul...
Cancan bezi bıraktı. 2 hafta önce başladık sürece. 'Çiş' konusunu bir haftada çözdük. Kazaları temizleme süreci neyse ki bitti. Şimdi ufak bir tedirginlik yaratan 'kaka'yı çözmeye çalışıyoruz. Ama yemek yedirirken dökülen dillere tuvalette dökülen diller de eklenince konuşmaktan bile yoruldum. Bu arada, haftada 1.5 gün benim yetişemediğim tüm işleri toparlayan yardımcım da tatile gidince işler attı haliyle. Boncuk bitmek bilmeyen bir enerjiye sahip. Ona koçluk yapmazsam bütün gününü tv ya da bilgisayar karşısında geçirebilir. Ben de önerilerimi çeşitlendirmek için evde ne kadar malzeme varsa (kumaş, boncuk, vb.) el altında tutuyorum. Dağınıklık konusunda bir uzman olan Boncuk'un parça pinçik malzemelerden yaratabileceği kargaşayı göze alıyorum yani.
Bu arada çocukları uyuturken kafamda sürekli çalıştıklarımı değerlendiriyorum. Tez önerim ve çok geniş bir kuram havuzundan seçtiklerimi döndürüyorum kafamda. Planım çocuklar uyuyunca çalışmaya devam etmek. Bu arada Cancan'ı yanına uzanarak uyutuyorum. Boncuk da odasında masasında çalışmamı istiyor. Bu süreçte bir şeye konsantre olabilmem mümkün değil. Çünkü uyku öncesi uykuyu kovalamak için aklına ne geliyorsa benimle paylaşmak istiyor. Ben de serseri bir okuma ve tarama durumuna giriyorum haliyle...
Çocuklar uyuduktan, suçluluk duygusundan ve yaklaşmakta olan yeterlilinedeniyle panik duygusundan sıyrılmak için biraz çalışıpğ, gün içinde ertelemek zorunda kaldığım keyiflere (okumak, izlemek,vb.) zaman ayırıp sonra uykuya dalma sevdası nedeniyle saat 3'lerde yatmalar da fiziksel yorgunluğumu arttırdıkça arttıryor.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...