24 Ağustos 2011 Çarşamba

haftasonu. . .

Geçen Aralık'ta kısakollularla sokağa çıktığımız düşünülecek olursa, 'yaz bitiyor..!' falan demek tabii ki çok dramatik oluyor. Tamam sabaha karşı hafifi bir serinlik oluyor. Ürpermeler başladı ama dediğim gibi durumu dramatize etmeye gerek yok.
Ama okulların açılacak olması ve bu dönem Boncuk' un iki okullu, benim ve özgür'ün (ve hatta Cancan'ın) yarım okullu olacağını düşündüğümüzden sanırım, bir 'son günler!' havasındayız ki sormayın... Sanki her yaptığımız kıştan, tempodan kaçırdığımız anlar, anılarmış duygusundayız. Sonuçta kimsenin gelecek olandan kaçtığı yok. Aksine hepimiz bir şekilde heyecanlıyız yeni dönem için ama eve dönmeden ve kapanmadan önce doğa ve doğanın sonbahar hazırlığı çağırıyor bizi işte... Hafasonu iki ayrı gezi çocukları çok keyiflendirdi. Biz de temiz hava, bol sohbetli iki güzel gün geçirdik. Suna Hala'nın Sapanca evi ve Ömerli Göllü Binicilik iki güzel kaçış oldu bizim için. Cancan'a, açık hava ve alan zaten yetiyor. Çok talepkar olmuyor. Boncuk ise hep yeniliklerle heyecanlanıyor ve kendini daha fazla keşfetme peşinde oluyor.

18 Ağustos 2011 Perşembe

faaaaaliyet . . .

Bir gün bıkar mıyım acaba? Cancan'ın daha 2.5 yaşında olduğunu ve önümüzde uzuuun uzuuun faaliyet yılları olduğu düşününce rahatlıyorum. Çocuklarla faaliyet yapmazsam, nelere sararım kimbilir? Ev-okul kavramı literatüre çok güzel yayınlar ve kitaplar katılmasını sağlıyor. Action Pack de onlardan biri. Alçı ve beyaz çimento aldım. Yarın rengarenk tebeşirler ve rengaren tahtalar için iş başında olacağız.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

gıcır gucur . . .

Bir nevi, çocuklar için 'kişisel gelişim' kitabı diyebiliriz. Örnekler, egzersizler ve açıklamalarla olumsuz düşüncenin nasıl esneterek olumluya çevrilebileceğini anlatıyor. Boncuk çok sevdi. Bakalım yaramıza merhem olacak mı?




14 Ağustos 2011 Pazar

patchwork. . .

Ne çok şey yapmak istiyorum. Herşeye ama herşeye zamanım yetsin derdindeyim. Araştırma yapayım, doktora yeterlilik için sona çok iş bırakmayacak şekilde çalışayım, roman okuyayım, çocuklarla takılayım, evimi yeniden yeniden dekore edeyim ya da elimdeki malzemelerle etkin bir düzen sağlayayım, mutfakta değişik yemekler deneyeyim, özgür'le ve arkadaşlarımla takılayım, film seyredeyim, dizi seyredeyim, internette takılayım, tembellik yapayım, blog yazayım, scrapbook yapayım, İtalyanca çalışayım, misafir ağırlayayım, misafir gideyim, spor yapayım, vesaire vesaire... Daha da yazsam yazarım hani.
Bunlar yetmezmiş gibi, kendime yeni hobiler buluyorum ya ben en çok ona şaşıyorum. Baharda ders çalışmaktan ve bitmez tükenmez ev ve okul temposundan bunalmış bir şekilde amazon'da dolanırken 'İşte bu kitabı almalıyım!' dedim ve hemen sipariş ettim. 2-3 hafta da elime geçti. Fotoğraflara baktım, plan yaptım durdum. En sonunda bugün başına oturabildim. 2 yıl önce aldığım küçük dikiş makinası işimi gördü ve ufak ufak projelere başladım.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

13 yıl . . .





salon . . .



Ben hiç bir zaman 'salona oyuncak gelmeyecek!' tipinde bir anne olmadım. Olamayacağım da... Salonun durumu budur!

balkon . . .


7 Ağustos 2011 Pazar

ada 2011

Ada'dan 1-2 fotoğraf. Aynı zamanda evimizin köşeleri için yeni bir proje... Under construction !

5 Ağustos 2011 Cuma

evimizin köşeleri . . .

Sayısız ev projem arasında, çocukların hayatımıza katılışıyla beraber kutulara doldurulup gözden ve gönülden ırak kılınan çerçeveleri duvarlarımıza taşımayı öncelikli buluyordum. Süsleme devre dışıydı uzunca bir süredir. İşlev ön plandaydı. Tozu alınacak, kollanacak, çocuklara dokunabilecek, onlar için tehlike arz edecek şeyler ortalıkta olmamalıydı. Baykuş koleksiyonum, mumlar, tütsüler, örtüler, biblolar, vesaire... Yenisi alınmadan, önce elde olanlarla ufak tefek süslemelere başlamıştım bir süredir. Şimdi sıra çerçevelerde dedim ve evimizde böyle köşeler göze çarpmaya başladı.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

inciler . . .

ablanın objektifinden . . .
Şimdi yazınca, ve yıllar sonra okuyunca 'Eeee?' deme ihtimalim çok yüksek olmakla beraber yazmalıyım :)
Cancan'ın incileri çok eğlendiriyor bu ara bizi. 'İzin verir misin?', 'Ne dersin anne?' falan ziyadesiyle komik zaten 2.5 yaşında bir çocuğun derme çatma dilinden duyunca... Ama komik olan argo konuşması :P Ben en çok 'Shit!' derim küfür edesim gelince :) Başına da bir 'Ayy!' ilişiverir. Zaten benim ağzımdan bile duyunca komik olan bu ikili Cancan'ın ağzından 'Ayşit!' olarak geri tepince çok utandım doğrusu :D Bir şey mi döküldü, kazara bir terslik mi geldi başına 'Ayşit oldu!' diyor.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

tatiller . . .

Haziran'ın son haftası Bozcaada bir gelenek oldu bizim için. Sonradan Adalı bir arkadaşım Ada'da geçirdiği 16 yıldan öğrendiği kadarıyla garanti olan tek dönemin bu hafta olduğunu söyler. Rüzgar olmaz, deniz sıcak ve dingindir. Geçen yaz yola çıkmadan bir gün önce elimde şemsiye eksik gedik peşinde sokaklardaydım. Eve dönünce bavula uzun kolluları doldurmuştum. Vazgeçmeye niyetimiz yoktu. Yanımıza bol bol oyun, oyuncak ve kitap almış, kendimizi yağmurlu bir Ada deneyimine hazırlamıştık. Aynı zamanda pansiyon işleten arkadaşım Ada'da neredeyse bütün rezervasyonların iptal edildiğini söylemişti de biz yolumuzdan dönmemiştik. Ne de iyi yapmışız. Boş ve pırıl pırıl bir Ada'da nefis bir tatil geçirdik.
Bu yaz da durum benzerdi. İstanbul'a gelemedi ya yaz... Biz yine de hazırdık. Boncuk'un konservatuar sınavının hemen ertesi günü sabah feribotunda dostlarla buluşup özlem gidermek için yola koyulduk. İstanbul'dan bildirenler, tatilimizin güneşsiz ve denizsiz geçme ihtimalinden endişeli telefonlar edip durdular. Biz gülümseyerek ve keyifle 'Hava harika burada!' dedik oralardan... Dönüşte İznik' uğradık. Kiraz istihkakımızı dalından ve sepetinden aldık ve döndük kürkçü dükkanımıza.
Bu yaz tatile çok ara vermeyelim hevesi ile 3 hafta sonrasına bir tatil daha koymuştuk. Bodrum'du hedef bu defa. Geçen yaz önce Assos, sonra Assos'un rüzgar ve dalgasından kaçalım diyerek Ayvalık'ta iki çocukla çok koşturup umduğumuzu bulamayınca, 'Şu tatil köyü tatili ne ola ki?' diyerek bu yaz için planlar yapmıştık. Erkeninden bir rezervasyon yaptırıp, önüne ve arkasına birer günlük kültür gezileri iliştirince şahane gözükmüştü bize bu plan. Selçuk konaklamalı Şirince, Meryem Ana, St. Jean Kilisesi, Efes, Yedi Uyurlar uğramalı gidiş ve dönüşle ilk çocuklu tatil köyü tatilimizi yaptık. Iııh... Olmadı. Uymadı bize... Selçuk kısmı güzeldi ama yarısı tesisten kaynaklanan hastalıklarla geçen tatil köyü kısmı tatsızdı. Hem hastalıklar ve otel yönetiminin ilgisizliği hem de o fütürsuzca tüketen ve yaşayan güruh tadımızı kaçırdı. Dedim ya, uymadı işte...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...