19 Temmuz 2011 Salı

yaapıyosun anne? (ne yapıyosun anne?)

Cancan öyle diyo... Öyle çok doğal, çok sohbetcanlısı bir tonda.
Ne yapıyorum?
Her sabah çocuklara değişik ama olmazsa olmazlı (peynir, yumurta, domates, reçel, ekmek) kahvaltı hazırlıyorum.
İki günde bir balkon çiçek ve bitkilerinin suyunu veriyorum. Kurumuş, çürümüş yapraklarını ince ince temizleyerek. Deneye yanıla öğrendiklerimle gelecek bahar ne yapacağımı ne ekeceğimi yeniden geçiriyorum aklımdan.
Evi topluyorum. Kenarda köşede kalmış detayları yeniden gözden geçirerek ve kendime yeni ve bitmeyen ev projeleri atayarak...
Boncuk'a sayısız kere televizyonun sesini kısmasını söylüyorum. Onu televizyon ve bilgisayar karşısından kaldırmak için çeşitli teklifler (ve tabii ki tehditler) gün boyu devam ediyor.
Cancan'ın evin dört bir yanında pencere önünde saydığı arabaların markalarını ve renklerini değişmez bir arka plan müziği gibi dinliyorum.
Balkonu evin kaçış noktası olarak görüyorum. Hem çocuklar hem kendim için. Orada yemekler, atıştırmalar, okumalar, ödevler, su oyunları, boyalar ve oyuncaklarla yaza yakışır bir şeylerin peşinde oluyorum.
Her öğünde Cancan'ın dikkatini çekecek kitap, oyun vesaire ile bir kaç lokma daha çok yemesini sağlamaya çalışıyorum.
Evin her köşesinde rastladığım oyuncak araba, lego, çocuk kitabı, boya kalemi, su oyuncağı, çocuk giysileri, matara, top, vesaire ile bir 10 yıl sonrasını düşünüyor ve bu detayları ne kadar özleyeceğimi düşünüyorum. Birden onları dağınıklık olarak görmemeye başlıyorum :)
Mutfakta çekilen bir tabure ve açılan musluk ile Cancan'ın su ile oynamak istediğini anlıyorum. Ya balkona ya banyoya bir su oyunu kuruyorum ya da sevdiği bir şarkıyı çalıp koşarak ve gülümseyerek dans etmek için salona gelmesini bekliyorum. Mutlaka ama mutlaka tabureyi yerine geri çektiğini duyuyor ve hep böyle düzenli olması için dua ediyorum :)
Boncuk'un kahvaltı sonrasından akşam yemeğine kadar süren dondurma taleplerini idare etmeye çalışıyorum. Koska'nın külahı ve kutu dondurmalar işimi kolaylaştırıyor.
Ne pişireceğimi düşünüyor ve Cancan'ın öğlen uykusundan önce bu işi halletmeye bakıyorum. Öğle tatilimi uykuya, okumaya ve çalışmaya ayırmayı umud ediyorum.
Cancan'ın uyuturken ya 15-20 dakika kesitiriyor ya da işin ucunu kaçırıp bayağı kuvvetli bir öğlen uykusu çekiyorum.
Elimde 3-4 kitap, hem doktora yeterlilik için yaptığım planı yakalamaya çalışıyorum hem de ekik parçaları yerine oturtarak resmin tamamını görmeye çalışıyorum.
Akşam üzeri Boncuk, Cancan ve kırmızı bisiklet bahçeye iniyoruz. Küçücük ama verimli erik ağacından 'uzan uzan!' erikleri topluyor, karıncaları besliyor, salyangozları gözlemliyoruz. Piknik masamızı da aldık, artık daha donanımlıyız...
Akşam Özgür'ün gelişi ile evin dinamikleri değişiyor. Akşam yemeği, kıpraşma-oyun derken artan gıcırtılarla yatma vaktinin geldiğini anlıyoruz.
Çocuklar uyuyunca bilgisayar başına ve günün okumalarına ayrılan süreyi doldurup elime kumandayı alıyorum. Bir film ya da 2-3 bölüm House seyrediyor ve gecenin ilerleyen saatlerinde (ki saat 3 sularına denk geliyor bu) mutlu mesu yeniden yastığımla buluşuyorum.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...