22 Temmuz 2010 Perşembe

kumru. . .

Özgür biz İznik'teyken çiçeklere su verdi. En son perşembe sabahı vermiş. Kumrucan o sırada yokmuş. Cuma akşamı eve uğramadan İznik'e geldi Özgür de. Demek en erken perşembe günü bu yuva yapılmış. Kuşlar Kitabı kumrularla ilgili bilgi vermese de, elimize alındı hemen. En az iki hafta kuluçkaya yattıklarını öğrendik örneğin. Şimdi heyecanla, yavru kuşu bekliyoruz. Evet sadece tek yumurta var. Umarım herşey yolunda gider onun için...

iznik. . .


7 Temmuz 2010 Çarşamba

6 Temmuz 2010 Salı

dönüş . . .

Fiziksel olarak döndük de, ruhsal olarak hala oralardayız. Hatta yerleştik bile... Bozcaada'dan bahsediyorum. Aklına düştü mü Bozcaada, zor başka yere ikna olmak. Biz de geçen sene Cancan'ın bebekliği nedeniyle ertelediğimiz geleneksel kaçışımızı bu yaz çok da geçe kalmadan yaptık. Bavulları hazırlarken, dışarıda şakır şakır yağmur yağıyordu ve öyle keyifsizdim ki... Bavula uzun kollular hatta polarlar falan koydum. Sonra... Sonra... Sabah hava yükseldi. Pırıl pırıl bir hava ile bindik ve de indik feribotlardan. Herkes iptal etmiş rezervasyonları. Feribot boş, ada sakin... Ama hava pırıl pırıl. Söylenen o ki, son yılların en yüksek deniz suyu sıcaklığı bu yaza denk gelmiş. Daha adaya atar atmaz kendimizi Ayazma'ya koştuk. Ayazma sakin. Sular sakin. Çocuklar mutlu. Biz mutlu...
Nefis bir tatildi. Anne&babalık mesaisi olmasa tam tembellikti diyebilirim. Daha tatil hayali kurarken ufaklıkların uykusunu hesaba katarak, koşturmaca istemiyorum, sabah deniz seansı hem yorucu, hem de 'kötü güneş saatleri'ne denk geliyor diye hep öğleden sonrasını ve hatta aksam saatlerini kumsalda gecirmeyi koymuştum kafaya. Herkes bu fikre uyum gösterince, sabahtan saat dörde kadar bahçede takılma ve ardından akşam saat bazen sekize kadar kumsalın tadını çıkarma şeklinde geçti günler. Harikaydı. Kumsalda akşam saatlerinin tadına doyum olmadı. Hatta ufaklıkların uyku saati ve yemek saati çakışma kaygısı olmasa güneşi bile batırabilirdik oralarda. Bir başka yaza diyorum...
Çocuklar bahçe ve kumsal ile öyle beslendiler ki... Çok mutluydular. İnsan o günlerden sonra çocukları getirip apartmana tıkınca öyle mutsuz oluyor, öyle hesap kitap yapıyor ki...
Boncuk dudakları morarana, derisi buruşana kadar çıkmadı sudan. Biraz arkadaş gerilimi yaşandı ama keyfi yerindeydi genelde.
Cancan sudan korktu. E çok da şaşırmadık. En son İznik'te, göl kenarında ayaklarını suyun içinde uzatmış otururken, suyun altından taş almak için eğilip de, başı suya gömülünce banyoda bile biraz tedirgin olmaya başlamıştı. Ada'da engin Ege'ye karşı birazcık(!) korku anlaşılabilirdi dolayısıyla. Bir-iki gün araba ile kumsaldan önce son virajı dönüp de denizi görünce bile ağlamaya başladı. Sonra sonra kumda aklı suda oynadı durdu. Aklı suda diyorum çünkü diğer çocuklar ve büyükler bol gürültülü şekilde suda oynarken o hem eğlenceye katılmak ister gibiydi hem de temkinliydi. Kıyıya bir yanaştı bir uzaklaştı.
Ama Ada'daki bu tatilimize damgasını vuran Cancan'ın miyavlamasıydı. Pardon. 'Maauv'laması demeliyim. Çünkü Cancan bir kedi gibi çıkarabiliyor bu sesi. Benim kediler miyavlamaz maaauvlar iddiam sonucu açtığım yolda o hızla geliştirdi kendini :-) Kedilerle diyaloğunun iyi olmasının yanında her karşılaştığı ve tanıştığı insana bakıp 'maaauv' demesi dediğim gibi tatilin en eğlenceli anlarındandı. Öyle mutlu ve huzurluydu ki. Kocaman gülümsemesi ile herkesin hayranlığını kazandı. Ne uyku ne yemek ne sosyallik anlamında sorun çıkarmaması ile hayatı bizim için tatile yakışır şekilde kolaylaştırdı. Tüm pisboğazlılıklara coşkulu katılımı ve yerde her bulduğunu ağzına atması ile 'çöpçü' ünvanını kazandı. Masalardan ve şezlonglardan yiyecek aşırıp, yakalanınca yine kocaman gülümseyerek sıvışmaya çalışması ile de kediliğin tescil ettirdi.
Tatilin yıldızıydı anlayacağınız.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...