30 Mayıs 2010 Pazar

yaz . . .

İki anlamlı... Hem mevsim, hem yazmak fiilinden emir.
Boncuk'la ne çok oynadık bu oyunu. Ama bugünlerde, okulda zıt ve iki anlamlı kelimeler alıştırmaları var da, oradan düşüverdi aklıma.
Yaz geldi. Geldi di mi? (Özbek bir arkadaşım var doktorada. 5 yıldır Türkiye'de. Hikayesini ondan izin almadan paylaşmak istemiyorum ama 5 yılda tüm inceliklerini öğrendiği Türkçe için en önemli tespiti "Konuştuğunuz gibi yazmıyorsunuz." oldu. Nedense artık benim de içimden gelmiyor yapacağım, değil mi, vesaire yazmak...)
İçim tatile çıkalı bir-iki hafta oldu da, okulla ilgili sorumluluklarım ancak geçen perşembe bitti. okunacaklar, yazılacaklar, fotoğraflanacaklar derken iki dönemi ve bir çok dersi geride bıraktım. Çoook rahatladığımı söylemeliyim. 3 gündür, bir hafiflik halidir gidiyor. Hatta dün çekirdek çıtlayıp, örövizyon seyrettim. Bütün yılın ağır teorilerinden sonra, hafif birşeyler çok iyi gidecekti ve öyle de oldu.
Haziran sonu Bozcaada'ya gidiyoruz. Ayarlamaları yaptık gibi. Şu son iki haftayı sağlıklı atlatabilmiş olmamı da bu ayarlamaları erkenden yapmış olmamıza bağlıyorum. O kaçış düşüncesi beni bir şekilde motive etti.
Çocuklar... Ah çocuklar ah... Neşe, sızı, çoşku, yorgunluk, koşturmaca, koşuşturmaca, sinir, stres, plan, program, yaşlanma, yetişememe, oyun, telaş, eğitim, sağlık, beslenme, bıcırdamak, gıcırdamak, düşmek kalkmak, şikayet, endişe, umut, kaygı, heyecan, korku, aşk, aşk ve yeniden aşk...
Boncuk geçen gün "Anne, seni bilmediğim şeylerden daha çok seviyorum." dedi. Sonra da evrene dair bilmediklerimizi kasttettiğini belirten birşeyler anlattı durdu. Ama ben o sevgi sözcüklerinde çakılıp kaldım. O ana, o duyguya çıpa attım. O konuştu da konuştu... Ben dedim. "İşte bunun için... Sadece bunun için..." İçimden. En derinlerden. O duymadı. O duymuyor zaten. Beni delirtircesine duymuyor söylediklerimi. Sürekli didişip duruyoruz. Ama nasıl bir aşksa işte, o böyle şeyler bulup çıkarıyor dağarcığından. Ben de her didişme, her söylenme, her gürültü sonrasında, küllerimden yeniden doğup, daha kocaman seviyorum sanki onu...
Cano bir telaş halinde. Keşfedecek ne çok şey var. Kendi başına yapılan ne çok şey var. İpuçlarını kaptı ya, durdurabilene aşk olsun. Kucağımda artık sayılı dakikalar duruyor. Sadece uyku öncesi artık kemikleşen ninni klasiklerim, Benimle oynar mısın? Do you want to know a secret? ve Falling in love eşliğinde bu telaş sona eriyor. Ayna karşısında mimikler yapıp,değişik sesler çıkarıyor. Keyif aldığı bir köşe keşfettiğinde teker teker arabalarını oraya taşıyor, çok önemli bir işi sahiplenmişcesine. Ablasının arkadaşları geldiğinde onlara katılmanın coşkusu ile cıvıldıyor. ..dde diyor, anne diyor ince a ve kalın e ile. baba diyor. bitti diyor. herşeyi hıhılayarak istiyor. büyüyor büyüyor büyüyor...
Büyümek demişken tam 37 yılı bırakmışım geride... Ne çok zaman! Ne çok şey yapmışım!
Yola devamç daha çok işimiz var...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...