21 Nisan 2010 Çarşamba

şehir...

Geçen ay, dedenin köy yollarına düşeceği konuşulurken, esin perileri uçuşmuştu... Dersimiz resim deyince aklıma geldi...
İşte köy, işte şehir...


16 Nisan 2010 Cuma

13 Nisan 2010 Salı

bahar . . .


9 Nisan 2010 Cuma

renk örüntüsü...

Boncuk'un kendi gibi bıcır bıcır bir arkadaşı var. Evleri çok yakın. Gidip gelmeler çok rahat. Okul sonrası oynamalar da. Geçenlerde legolarla uğraşıp bunu yaptılar. Kıkırdaya kıkırdaya. Ben tabi çağrışımcı başı, hemen kitabını açıp Mondrian'ın resimlerini gösterdim. Sonra dedim 'Sizin çalışmanızın ismi ne ?' Dedim ya arkadaşımız da pek bıcır bıcır. Yanıt şöyle: 'Renk örüntüsü! Ama şölen de diyebiliriz!'
Bunların hepsi özel çocuklar...

yetişir misin anne?

Boncuk doğumgünü partisinden bir gece önce odasında yalnız başına uykuya dalmaya başladı. (Artık 7 yaşında ve bu demektir ki 7 yıldır, o uykuya dalana kadar ona eşlik etmem(iz) gerekiyordu. Ben çocuğuyla yatağa gitmeyi, orada kitap okumayı, sohbet etmeyi, sorularına yanıt vermeyi vesaire vesaire son derece seven bir anneyim ama tüm bu uykuya dalma (dalamama) süreci, yıllar içinde benim için bir sinir buhranına dönüşmüş durumdaydı. Kanırtan, bayıltan bir debelenme ve yorgunlukla son buluyordu uykuya dalma süreci. Ne yöntemler, cezalar, ödüller denedik bana mısın demedi. Ama işte o ben büyüdüm durumu galiba ,bu defa, onun da aslında çok istediği bu gelişmeye ön ayak oldu.)
Ama hala küçük bir ayar sorunumuz var. Kendi yatacak ama onu ben yatıracağım, öpeceğim, öpeceğim, sarılacağım ve tekrar öpeceğim, kafasına yorganı çekecek, hazır olacak, bana git diyecek, ben de gideceğim. Peki her akşam bunu yaşamak da kanırtıcı olabiliyor, hele ki yılların birikimi ile tepkiyince, yani eşik bayağı aşağıya çekilebiliyor, ama yine de geride bıraktığımız süreç için ufak bir bedel diye düşünmeye çalışıyorum. Fakat durum bununla da kalmıyor ne yazık ki :-) Hava kararmaya başlar başlamaz, bir sorgulama başlıyor :'Anne yetişir misin?' Ne demek bu şimdi değil mi? Efenim durum şu: Eğer cancan'ı ben uyutacaksam ve onun uyku saati biraz geçe kayacak gibiyse, uyku öncesi seramoniye yetişir miyim, yetişemez miyim... Yok ama öyle 1-2 kereden bahsetmiyorum. Uyku saatine kadar bir takılmadan bahsediyorum. Anlatılmaz yaşanır bir durum yani...
Bu arada hayat öyle hızlı, öyle karışık, dolu, yoğun artık ne derseniz geçiyor ve sorumluluklarımla öyle yek vücut yaşıyor ve soluyorum ki, ben bu küçücük masum cümle ile her seferinde yeniden telaşa düşüyorum...
Gerçekten... Yetişir miyim?

5 Nisan 2010 Pazartesi

doğuştan...

Kızlar maçı alamadı ama olsundu...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...