22 Şubat 2010 Pazartesi

ev dağınık, ben daha dağınık...

Okullar başladı. Yani genel söylem anlamında değil. Hem benim hem Boncuk'un okulu başladı anlamında. Dedim bu dönem sınırlarımı daha nasıl zorlarım, aldım en güzelinden(!) 5 ders. Kendimi her piknikte eşyaların yüklendiği İyor gibi hissediyorum. İçim Tavşan dışım İyor... Ay ne diyorum ben yaa. Oku oku teorileri, sonra kalk Winnie the Pooh'la anlat derdini... Olacak iş değil.
Cancan yürümeye başladı. Evin içinde vızır vızır bir cüce... Çocukların en yemelik dönemi bu 1-2 yaş arası. Sonrası... Biliyorsunuz işte... Eli kalem tutar oldu. Algısı hareketleri değişti. Bir çocukluk geldi üstüne.
Eli uzun bir süredir kalem tutan Boncuk için ise herşey bir esinlenme kaynağı zaten. Örneğin NTV'nin Macbeth resimli romanı karıştırıla karıştırıla ortaya bu çıktı. Karşınızda Lady Macbeth...
Evin içinde tüm eşyalar (ve odalar) aidiyet duygusunu yitirdi. Bu şiirsel cümleyle aslında evin içinde cirit attıklarını söylemek istiyorum. Cancan'ın dolabı, Boncuk'un dolabı oldu. Çamaşır/çalışma odası Boncuk'un odasına dönüştürüldü. Küçük tuvalet küçük depoluğa teşrif etti, vesaire vesaire...
Dün bizi heyecanlandıran bir etkinlik haberi ile yollara düştük. Ne o Kahve Festivali varmış efenim Sultanahmet'te... Olur tabi olmaz mı... Ama nasıl olur, hangi anlayışla olur, değer mi?
Evet hep okuyorduk da şu muhteşem 2010 İstanbul Kültür Başşeysi bütçesinin nerelere aktığını, bizzat gidip görmüş olduk. İki tane masa, iki fesli barista, 3 kilim dokulu tabure, falan... Neymiş... Kakuleli, vanilyalı siyah üzüm çekirdekli Türk kahvemiz varmış 1939'dan beri... E o zaman bu da yanımıza kar kalsın dedik ve sarnıç temasını (festival 1001 Direk Sarnıcı'nda yapılıyordu) bozmayalım diye baba&kızı Yerebatan Sarnıcı'na gönderdik.
Geçen hafta da, Disney Müzikali için yollara düşüp, Sütlüce-Üsküdar vapur hattının keyfini sürmüş olunca bir turistik hal geldi üstümüze...
Bahar gelsin, kimse tutamaz bizi...
Beynim kazan gibi. Okuduğum herşey beni bambaşka bir anlam sistemine götürüyor. Antropoloji teorisi sahip olduğun bütün değerleri yeniden yeniden sorgulamanı sağlayan müthiş yaklaşımlarla dolu. Keşke zaman olsa, şöyle en basitinden nereden nereye geldim yazabilsem. Yolum sandığımdan daha uzun. Ama süre az... Bu çelişki de çatlatacak beni diye endişeliyim.
Bir emik/etik sorunsalı var ki evlere şenlik... Haftasonu okuduğum Kadın Sünneti haberi bu sorunsalın göbeğinden bildiriyor. Etik yaklaşım diyor ki : ' Bu insanlık dışı!' Emik yaklaşım diyor ki : 'Sen kimsin ki, insanlığın ne olduğunu söylüyorsun? Bu binlerce yıllık bir gelenek. Bu halkların anlam sistemini algılamadan nasıl yargıya varabilirsin?' Öncelik bir sosyal araştırmacı ve bir bilim insanı algılamasını yerleştirmek, yargılara varan bir aktivist olmak değil anlaşılacağı üzere...

11 Şubat 2010 Perşembe

yarıyıl tatili, vesaire vesaire...

Boncuk, bu işi sevdi.
Salih Memecan kitabına kocaman bir Limon çizdi.
Robot Zoo'da eğlendi...
Prenses ve Kurbağa'yı izledi. (Ne güzel şarkılardı onlar...)
Dışarıda hayat böyleyken, içeride böyleydi...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...